“Bir İki İki Delik” Kaç Eder?

            Anayurt Oteli‘nde geçen ve şimdiye kadar bazı araştırmacıların[1] dikkatini çekmiş olan beş adet önemli tarih vardır: 1839, 1876, 1908, 1923, 10 Kasım. Bu konuda yazı yazan Berna Moran da Ahmet Oktay da tarihlerin neye karşılık geldiğini belirtmiş, ancak bunun ötesine geçen yorumlarda bulunmamışlardır. Bu tarihlerin dört tanesi romanda geçer, bir tanesi ise (1876) romanda geçmemesine rağmen Yusuf Atılgan tarafından belirtilir:

Bilmem Anayurt Oteli’nde dikkat ettin mi? Keçecizade Malik Ağa vardır, orada konağı yaptıran. Konağın kapı kemerinde şöyle yazar: Bir iki iki delik / Keçecizade Malik. Arap rakamlarıyla ‘bir iki iki delik’ 1255 ediyor; şimdiki tarihle 1839 (Tanzimat Fermanı’nın ilanı), 1876’da (I. Meşrutiyet’in ilanı) Haşim Bey konağın hâkimidir. Rüstem Bey de 1908’de (İttihat ve Terakki’nin baskısıyla Kanun-ı Esasi yeniden yürürlüğe konur. 17 Aralık’ta da Osmanlı Meclis-i Mebusanı açılır) evlenir. En sonunda konak 1923’te (Cumhuriyet’in ilanı) otel olur. Ben ‘romanlarımda politik ya da toplumsal durumları böyle telmihlerle geçiştiririm. Bunlar benim toplumsal olaylara bir dokundurmam gibidir. Yeni yazmakta olduğum romanda daha belirgin bir halde bu konu. (Balabanlılar 1992: 67).

            Anayurt Oteli‘nde konağın otele dönüş serüveninin tarihi olan bu yıllar aynı zamanda modernleşen Türkiye için de önemli olaylara işaret eder. Bu tarihlerin hepsi Türkiye’nin Batılılaşma/modernleşme hareketinin kilometretaşlarıdır. Bu tarihler bizi romanın üçüncü anlam düzlemine yani metaforik düzleme gönderir. Konağın kendisi bu tarihlerden yola çıkılarak bir “modernleşen Türkiye metaforu” olarak okunabilir. Anayurt Oteli adını taşıyan bina/eski konak bu tarihler üzerinden batılılaşan Türkiye’yi tanımlar.

Keçecizade ailesi ile Zebercet ve ailesini göz önüne aldığımızda romandaki bu metaforun neyi imlediği açıklık kazanacaktır:figure

Görüldüğü gibi konak 1839’da Malik Ağa tarafından inşa edilmiş, 1876’da Malik Ağa ölünce de konak, oğlu Haşim Bey’e kalmıştır. Haşim Bey ilerleyen yıllarda akıl sağlığını kaybettiği için 1908 yılında oğlu Rüstem Bey konağın yeni sahibi olmuştur. 1922’de Yunanlıların Manisa’ya girmesiyle Rüstem Bey ailesiyle konağı bırakıp dağlara kaçmış, işgal bittikten sonra ise Manisa’ya geri dönseler de artık konakta oturmaz olmuşlardır. Rüstem Bey bunların ardından konağı 1923’te otele çevirmiş ve otelin işletme hakkını da Zebercet’in babası Ahmet Bey’e vermiştir. Otele de “düşman elindeyken belirli bir direnme göstermemiş kasaba ya da kentlerde kurtuluşun ilk yıllarındaki utançlı yurtseverlik coşkusunun etkisi[yle]” (Atılgan 1974: 12) Anayurt Oteli adını koymuşlardır. Keçecizade ailesinin konağı bundan böyle Ahmet Bey ve daha sonra oğlu Zebercet’in işlettiği bir otel hâline gelir. Öte taraftan otelin gerçek sahibi İstanbul’da pejmürde bir hayat süren Rüstem Bey’in oğlu Faruk’tur.

Önceden konak sonradan otel olan bina nasıl metaforik bir düzlem üzerinden okunduysa konak ve otel sahipleri üzerinden de buna benzer bir okuma yapılabilir. Keçecizade ailesi konakta, binanın sahipliği babadan oğla geçecek şekilde kuşaktan kuşağa yaşamıştır. Osmanlı Devleti’nin saltanat sistemi de buna benzer bir yapıdadır: ülkenin sahipliği babadan oğla geçer. Yani konakta kalanların arasında kan bağına dayalı bir ilişki vardır. Osmanlı yönetimi I. Dünya Savaşı’ndan sonra düşman işgaline karşı nasıl ki TBMM hükümetine yardım etmediyse, Keçecizadeler de 1922 yılındaki Yunan işgali sırasında işgale karşı koyanlara destek vermeyip kaçmışlardır. Buna benzer şekilde Osmanlı yönetiminin fiilî ve hukukî olarak 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarafından lağvedilip son bulmasıyla Keçecizadelerin, konağı 1923 yılında otel yapmaları arasında bir paralellik olduğu görülebilir. 1923’ten önce konakta kalanlar nasıl ki kan bağıyla birbirine bağlı olan insanlarsa, 1923’ten sonra konakta kalanlar toplumun her kesiminden insanlardır:

“köylüler, tütün parası bekleyenler, parti delegeleri, dişçiler, hastaneden çıkanlar, yatak bulamayan hastalar, askere gelenler, pazarcılar, celepler, çalışmaya gelenler, iş arayanlar, öğretmenler, sınava gelen öğrenciler, avukatlar, bir yakınlarının Ağırceza’daki duruşmasına gelenler, gezici oyuncular, bir gecelik çiftler, emekli subay olduğunu söyleyen adam, ortalıkçı kadın, kedi, gecik[meliAnkara treniyle gelen kadın]” (Atılgan 1974: 93)

Bu bağlamda 1923’ten önce konağın sakinlerinin bir aile -Osmanoğulları- 1923’ten sonra ise halkın her kesiminden insanlar -anonim- olduğu düşünülünce konağın Osmanlı Devleti, otelin ise Türkiye Cumhuriyeti olduğu daha fazla açıklık kazanır. Bu metafor üzerinden Zebercet’in otelin hem yöneticisi[1] hem de bir sakini olduğu düşünüldüğünde onun intihar ettiği vakit de önem kazanır. Zebercet 10 Kasım 1963 tarihinde intihar eder, saat 09:05’tir. Bu tarih bizi doğrudan Mustafa Kemal Atatürk’ün öldüğü tarihe götürür. Atatürk Cumhuriyet’in kurucusu Osmanlı’nın ise bir bakıma sonlandırıcısıdır. Zebercet ise Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet Türkiye’sinin bir bireyidir. Ancak kendi soyunu Keçecizadelere dayandırmaktadır. Gerçekte ise o soyun resmî olmayan bir üyesidir Zebercet. Onun 10 Kasım tarihinde intihar etmesi, bir birey olarak Cumhuriyet düzeniyle uyuşamadığını ve kendini yasal bir üyesi olmadığı bir soya -Keçecizade Ailesi- bağlamak istediğini gösterir. Onun Cumhuriyet ile ilişkisi gecikmeli Ankara treniyle gelen kadınla olan münasebetinde de ortaya çıkar. Kadının Ankara’dan geliyor oluşu, onu doğrudan Cumhuriyet ile ilişkilendirmemize olanak sağlar.

Bu bağlamda gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın romandaki tüm anlam düzlemlerinin ortak noktasıdır. Çünkü hem Zebercet’in iç-dış çatışmasında ve dönüşümünde hem de Zebercet ile otelin metaforik düzlemde değerlendirilmesinde kadının başlatıcı bir yeri vardır. Belki de geldiği trenin 18:40 (yıl olarak 1840’ı çağrıştırması) olması ve gecikmeli adını taşıması, 1839’un yani otelin kuruluşunun diğer bir deyişle modernleşmenin başlamasının aslında ne kadar gecikmeli bir hareket olduğuna yapılan bir göndermedir.

Türkiye’nin modernleşme süreci bir dönüşüme işaret eder. Tanzimat Fermanı’nın ilanı, Kanun-ı Esasi’nin kabulü, II. Meşrutiyet’in kabulü ve Cumhuriyet’in kurulması bunun somut göstergeleridir. Zebercet’in yaşadığı dönüşüm de roman kurgusunda buna paralel bir şekilde verilmiştir. Onun kişiliğindeki dönüşümü (saygılı, temiz ve tertipli, sabırlı oluşunun tamamen olumsuz yönde değişimi) Ankara treniyle gelen kadının (öteki deyişle Cumhuriyet düzeninin) başlatması ve Zebercet’in bu sürecin sonunda intihar etmesi, onun sistemle uyuşamadığını gösterir. Bu aynı zamanda Türkiye’nin modernleşme sürecindeki mahrem tarihinin Zebercet üzerinden yapılmış bir yorumudur.

Kaynakça

Atılgan, Yusuf. Anayurt Oteli. Ankara: Bilgi Yayınları, 1974.

Balabanlılar, Mürşit. “Anayurt Oteli’nin Yazarı Yusuf Atılgan’ın Yöneldiği Uç Tema: Hapis, İntihar ve İşkence”. Yusuf Atılgan’a Armağan. İstanbul: İletişim Yayınları, 1992.

[1] Romanda bununla ilgili iki önemli kısım vardır: “Buradaki her şeyden sen sorumlusun” (Atılgan 1974: 102); “Bir oteli yönetmekle bir kurumu, geniş bir işletmeyi, bir ülkeyi yönetmek aynı şeydi aslında. İnsan kendini, olanaklarını tanımaya, gerçek sorumluluğun ne olduğunu anlamaya başlayınca bocalıyordu, dayanamıyordu. Ülkeleri yönetenler iyi ki bilmiyorlardı bunu; yoksa bir otel yöneticisinin yapabileceğinden çok daha büyük hasarlar yaparlardı yeryüzüne.” (Atılgan 1974: 168).

[1] Berna Moran “Aylak Adamdan Anayurt Oteli’ne” adlı yazısında Ahmet Oktay “İki Taşralı: Bilbaşar ve Atılgan’da Yabancılaşmış Birey Üzerine Notlar” adlı yazısında

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s